1900lerde kadın kıyafetleri hiç olmadığı kadar sınırlayıcıydı. Elbiseler deli gömleğini andırmakla kalmıyor, aynı zamanda iç çamaşırındakı bolluk da kadınları en ufak bir saldırı ihtimaline karşı korumak için kullanılıyordu. Aslında, Fransa'nın Belle Epoque'unda iyi yetişmiş bir genç kızın bir kadını andıran herhangi bir yeri yoktu. Örtülü bedenleri, garip bir görünüme sahipti; sado-mazohist repertuara kesinlikle dahil edilmesi gereken gerçek bir işkence aleti olan sert bir korse, omuzlarından kalçalarına kadar iniyordu. Buna ek olarak, uzun bir korse daha, birkaç tane eteklik ve bir çift de külot giyiyorlardı. Böyle bir soğanı soymak insanı gerçekten ağlatabilirdi.
Bu kısıtlamalardan kısa bir süre sonra vazgeçildi. Kadın vücudu zırhla korunmalı
mıydı ? Bu durumdan da en çok yararlanan kişi, çağdaslarının libidoları
üzerinden araştırmalar yapan Freud oldu. Diğerlerinden farklı olarak, Freud
onlarin iç çamaşırına karşı olan tavırlarını ortaya çıkardı ve bu ilk defa
tabunun yoldan çıkmak için bir teşvik olarak sunulmasnı sağladı Kadınların
zırhı kısa bir süre sonra kayboldu. Dans ederek yavasça soyunmayı içeren
"striptiz" doğdu ve Amerikalılar bu sanatın ustaları haline geldiler.Ardından
erkek dergileri çıkmaya başladı. Bunlardan biri, Playboy'un atası sayılabilecek
olan La Vie Parisiene'di. Bu dergi sayesinde erkekler kadın iç çamaşırlarını
neredeyse istedikleri kadar yakında inceleme şansına eriştiler. Bu dönem,
Montmartre'de, siyah çorapları, köpüklü iç çamaşırlarıyla burjuva erkeklerin
utangaçlıklarından kurtulmalarını sağladıkları bir müzik salonunun altın
çağıydı.
1914-18 savaşındaki her top patlamasında etek boylari iki santimetre daha kısaldı ve önce alt baldırları, daha sonra da dizleri açık bıraktı. Korseler bir süre sonra yerini bele takılan ve direk tenle temas eden jartiyerlere bıraktı. 1800'lü yıllarda karısının 'çorap düşme' sorununa karşı Eyfel Kulesi'nin mimarı Gustave Eiffel'in icadı olan jartiyer, ciddi anlamda mutasyon geçirmişti. Kadınlar yeni keşfettikleri özgürlüklerinin tadını çıkararak rahatladı; ata binmeye başladılar, tenis oynadılar ve deniz kenarına tatile gittiler. Gereksiz ağırlıklarından kurtulan moda giderek daha hafif hale geldi. Kalın çorapların yerini ipeğe bıraktı. 1930'larda erotizm, kendini en çok çorapların bittiği yerle külot arasında kalan o büyülü yerde, bir kadının bacak bacak üstüne attığında ya da arabadan indiğinde gözüken o ince ten çizgisinde gösteriyordu.




