İÇ ÇAMAŞIRI TARİHİ
İncir Yaprağı 'fantazisini' bir kenara bırakacak olursak aslında gerçek anlamda kadınlar için iç çamaşırının tarihi milattan önce 2000'lere kadar uzanıyor. Fakat bu dönemlerde yaşayan ve Jacques Laurent tarafindan da bugün görkemli fahiseler olarak tanımlanan Cretan kadınları bu çamaşırları sadece çıplak göğüslerini yukarı kaldırmak, kalçalarını vurgulamak ve vücutlarını daha alımlı göstermek için giyiyorlardi. Eski yunanda kadınlar cüppelerinin altına Zona giyerlerdi. Bu, kumaş ya da deriden yapılmış ve tek amacı dişiliği vurgulamak olan korselerdi. Aynı şekilde, Romalı kadınlar da üstlerine oturan dar, taşlı jartiyer benzeri kemerler giyiyorlardı. Bu jartiyerler o dönemlerde henüz icat edilmemis olan çorapları tutmak için orada değillerdi elbet; onların tek amacı erkeklerin (ya da karşılarında kim varsa onun ! ) arzularını uyandırmaktı. Aynı Greklerde oldugu gibi Romalı erkekler için de jartiyerler, eşarplar ve vücudun en değerli kısımlarını örten işlemeli kumaşlar erotik bir özellik taşıyordu. Yüzyıllar boyu devam edecek olan bu yaklaşım bir anlamda fetişist kültürün doğuşu olarak da düşünülebilir. Cestus, kasıktan gögüslerin altına kadar olan bölgeyi kaplayan işlemeli korse, bir mite göre Venüs tarafindan icat edilmiş ve kendisine şehvetli bir vücut bahşedilmiş olan tanrıça Juno'ya tavsiye edilmiş. Martial bu korseyi hiçbir erkeğin kaçamayacağı bir tuzak, aşkın alevlerini tekrar tutuşturacak bir araç olarak tanımlıyor ki, kendisi 'Venüs'ün ateşiyle hala sıcak olan' bir cestus'a dokunmanın düşüncesiyle tahrik olur.
Kadınların erkeklerde tutku uyandırmak için geçerli olan bir yolun da cinsiyetler arası doğal farklılıkları vurgulamak olduğunu fark etmeleri yeni bir şey değil. Kadınlar eskiden de kendi iç çamaşırlarını, gerçekten farklı bir cins olduklarını sevgililerine devamlı hatırlatmak için kendileri seçiyorlardı. Orta çağlarda iç çamaşırı şimdikinden daha az popüler değildi. Kadınlar külot giymezlerdi çünkü özel bölgelerini yeterince havalandırmalarını ve şöminede ısıtmalarını engellediğini düşünürlerdi. Yine de ortaçağ, iç çamasiri için altın yıllardı; bu dönemde iç çamaşırı fetişizm için bir araç haline gelmis ve jartiyer benzeri icatlar özel bir erotik aksesuar olarak kabul edilmişti.
Rönesans'ta İtalyan sanatı, Leonardo da Vinci, Boticelli, Michelangelo ve Raphael gibi tanınmış eşcinsel sanatçıların yapıtlarıyla şekilleniyordu. Bu sanatkarlar kimi zaman fırça ve keski yardımıyla, kadın göğüslerine sahip olan başsız erkek vücutları, güzel erkeklerin ateşli gözlerine sahip yalın madonnalar gibi çeşitli çapraşık yaratıklar yarattılar. Vertugade ya da Fransız Farthingale'inin (bele takılan ve eteklerin kabarık durmasına yarayan tahta ve seriden yapılan iskeletler, yastıklı rulolar) icadıyla iç çamaşırı hızla ilerlemeye başladı. Bu giysinin ortaçağdaki feminen anlamda popüler özelligi olan karnı ortadan kaldırmak ve kadın vücuduna daha erkeksi bir görünüm sağlamak için giyiliyordu. Başka bir deyişle, bu iç çamaşırını homoseksüel estetikle aynı çizgiye getirmek için başlatılmış belirgin bir girişimdi. Seksüel eşitliğin hevesli bir savunucusu olan Maria de Medici'nin 'pantaloon' adı verilen, kadınların bacaklarını erkekler gibi gösterme isteklerini ortaya koyan bir çeşit paçalı don veya "kalça-sarmalayıcı" modasının önderi olduğu söylenir. Ayrıca bu pantaloon'ların ağ bölgeleri, kadınların kendilerini pratik bir şekilde, soyunmadan 'erkeklere verebilmeleri' için açıktı. Pantaloonlar kadınları toza soğuğa karşı koruyordu, ancak tek kötü yanları attan düşen ya da kayan kadınların bacaklarını ve bazı bölgelerini gözlerden saklıyor olmalarıydı. Homoseksüelliğin yaygın olduğu bir dönemde, pantaloonlar sade olmanın tersine kadınların kalçalarını iç oğlanları gibi sergilemelerine olanak sağlıyordu.








